Bütün bu gereksiz seyleri öğrenmek zorunda
mıyız?
Sınıfta geçirdiğim yıllar boyunca öğrencilerimin
sikâyetleri ve soruları arasında en sık
duyduğum cümle buydu. Bunu söyledikleri zaman
onlara asağıdaki efsaneyi anlatırdım.
Bir gece bir grup göçebe yatmaya hazırlanırken,
çevrelerini parlak bir ısık kaplamıs. O
anda semavi bir varlığın huzurunda olduklarını
anlamıslar. Gökten özellikle kendilerine gönderilmis
çok önemli bir mesajı almak için sabırsızlık
içinde beklemisler.
Sonunda bir ses duymuslar. Ses söyle demis:
“Toplayabildiğiniz kadar çok çakıl tası toplayın.
Bunları eyerlerinizdeki çantalara doldurun.
Bir gün yolculuk edin. Yarın gece çöktüğünde,
hem sevineceksiniz, hem yerineceksiniz.
Isık kaybolduktan sonra göçebeler, birbirleriyle
konusurken hem hayal kırıklığı içinde, hem
de öfkeliymisler. Çünkü dünyaya zenginlik, sağlık
ve amaç kazandırmalarını sağlayacak büyük
bir evrensel gerçeğin kendilerine açıklanacağını
sanıyorlarmıs. Ama bu olmadığı gibi, bir de baslarına
hiç anlam veremedikleri bir is açılmısmıs.
Yine de ziyaretçilerinin parlaklığını anımsayıp
her biri söylene söylene birkaç çakıl tası toplamıs
ve eyerine asılı çantaya doldurmus. Bir gün
yol almıslar. Gece kamplarını kurduktan sonra
çantalarına bakmıslar ki ne görsünler: Topladıkları
çakıl taslarının her biri, birer elmasa dönüsmüs.
Elmasları olduğuna sevinmisler ama
daha çok tas toplamadıklarına yerinmisler.
Benim de bir öğrencimle basımdan böyle bir
sey geçmisti. Öğretmenlik yıllarımın basında
tanıdığım ve Alan diye söz edeceğim bu öğrenci,
bana anlattığım efsanenin doğruluğunu gösterdi.
Alan, sekizinci sınıftayken uzmanlık alanı
“sorun yaratmak”tı, ama “uzaklastırma cezalarında”
da fena sayılmazdı. Nasıl kabadayı olunur
konusunu hatmetmis, “hırsızlık” mastırı yapıyordu.
Her gün öğrencilerime, ünlü bir düsünürün
bir sözünü ezberletiyordum. Yoklama yaparken
ünlü düsünürün bir sözünün basını söylerdim.
Öğrencilerin var yazılmaları için, sözü tamamlamaları
gerekiyordu.
Alice Adams, “Hayattaki tek basarısızlık…”
“Denemekten vazgeçmektir. Buradayım
Bayan Schlatter.”
Böylece yıl sonu geldiğinde küçük öğrencilerim
elliyi askın özlü sözü ezberlemis olurdu.
“Ya yapabileceğinizi düsünüyorsunuzdur ya
da yapamayacağınızı. Ama her durumda haklı
çıkarsınız.”
“Önünüzdeki engelleri görüyorsanız, hedefinizi
gözden kaçırmıssınız demektir.’
“Alaycılar, her seyin fiyatını bilir, ama hiçbir
seyin değerini bilmezler.’
Bu arada Napolyon’u unutmamak gerek:
“Düsünebiliyorsanız ve inanıyorsanız, basarırsınız.
Bu günlük alıstırmadan sikayet eden tek kisi
Alan’dı. Okulla ilisiğinin kesildiği güne dek yakınmaktan
vazgeçmedi. Okuldan ayrıldıktan
sonra bes yıl onunla ilgili hiçbir haber alamadım.
Derken bir gün beni aradı. Yakındaki bir
üniversitede özel bir programa katılmıs ve kısa
bir süre önce serbest bırakılmıstı.
Bana anlattığına göre, tuhaf davranıslarından
ötürü önce bir gençlik kampına gönderilmis,
sonra da Kaliforniya Gençlik İdaresi’ne yollanmıstı.
Sonunda kendinden iğrenmeye baslamıs
ve jiletle bileklerini kesmisti.
“Biliyor musunuz Bayan Schlatter” dedi. “Orada
yatmıs, hayatın bedenimden akıp gidisini
hissederken, bir gün bana yirmi kez yazdırdığınız
aptal sözü anımsadım. Hayattaki tek basarısızlık,
denemekten vazgeçmektir.’ Bir anda bu
söz bana anlamlı geldi. Hayatta olduğum sürece
basarısız sayılmazdım. Ama kendi ölümüme
izin verirsem, o zaman basarısız biri olarak ölüp
gidecektim. Kalan gücümle yardım istedim ve
yeni bir hayata basladım.”
Alan bu sözü duyduğunda, söz yalnızca bir
çakıl tasıydı. Bir bunalım anında kılavuza ihtiyacı
olduğunda, bir elmasa dönüsmüstü. Bu yüzden
ben derim ki; toplayabildiğiniz bütün çakıl
taslarını toplayın, o zaman elmaslarla dolu bir
geleceğiniz olacağından emin olabilirsiniz.
Kaynak: *Tavuk Suyuna Çorba Jack Canfield, Mark Victor Hansen
mıyız?
Sınıfta geçirdiğim yıllar boyunca öğrencilerimin
sikâyetleri ve soruları arasında en sık
duyduğum cümle buydu. Bunu söyledikleri zaman
onlara asağıdaki efsaneyi anlatırdım.
Bir gece bir grup göçebe yatmaya hazırlanırken,
çevrelerini parlak bir ısık kaplamıs. O
anda semavi bir varlığın huzurunda olduklarını
anlamıslar. Gökten özellikle kendilerine gönderilmis
çok önemli bir mesajı almak için sabırsızlık
içinde beklemisler.
Sonunda bir ses duymuslar. Ses söyle demis:
“Toplayabildiğiniz kadar çok çakıl tası toplayın.
Bunları eyerlerinizdeki çantalara doldurun.
Bir gün yolculuk edin. Yarın gece çöktüğünde,
hem sevineceksiniz, hem yerineceksiniz.
Isık kaybolduktan sonra göçebeler, birbirleriyle
konusurken hem hayal kırıklığı içinde, hem
de öfkeliymisler. Çünkü dünyaya zenginlik, sağlık
ve amaç kazandırmalarını sağlayacak büyük
bir evrensel gerçeğin kendilerine açıklanacağını
sanıyorlarmıs. Ama bu olmadığı gibi, bir de baslarına
hiç anlam veremedikleri bir is açılmısmıs.
Yine de ziyaretçilerinin parlaklığını anımsayıp
her biri söylene söylene birkaç çakıl tası toplamıs
ve eyerine asılı çantaya doldurmus. Bir gün
yol almıslar. Gece kamplarını kurduktan sonra
çantalarına bakmıslar ki ne görsünler: Topladıkları
çakıl taslarının her biri, birer elmasa dönüsmüs.
Elmasları olduğuna sevinmisler ama
daha çok tas toplamadıklarına yerinmisler.
Benim de bir öğrencimle basımdan böyle bir
sey geçmisti. Öğretmenlik yıllarımın basında
tanıdığım ve Alan diye söz edeceğim bu öğrenci,
bana anlattığım efsanenin doğruluğunu gösterdi.
Alan, sekizinci sınıftayken uzmanlık alanı
“sorun yaratmak”tı, ama “uzaklastırma cezalarında”
da fena sayılmazdı. Nasıl kabadayı olunur
konusunu hatmetmis, “hırsızlık” mastırı yapıyordu.
Her gün öğrencilerime, ünlü bir düsünürün
bir sözünü ezberletiyordum. Yoklama yaparken
ünlü düsünürün bir sözünün basını söylerdim.
Öğrencilerin var yazılmaları için, sözü tamamlamaları
gerekiyordu.
Alice Adams, “Hayattaki tek basarısızlık…”
“Denemekten vazgeçmektir. Buradayım
Bayan Schlatter.”
Böylece yıl sonu geldiğinde küçük öğrencilerim
elliyi askın özlü sözü ezberlemis olurdu.
“Ya yapabileceğinizi düsünüyorsunuzdur ya
da yapamayacağınızı. Ama her durumda haklı
çıkarsınız.”
“Önünüzdeki engelleri görüyorsanız, hedefinizi
gözden kaçırmıssınız demektir.’
“Alaycılar, her seyin fiyatını bilir, ama hiçbir
seyin değerini bilmezler.’
Bu arada Napolyon’u unutmamak gerek:
“Düsünebiliyorsanız ve inanıyorsanız, basarırsınız.
Bu günlük alıstırmadan sikayet eden tek kisi
Alan’dı. Okulla ilisiğinin kesildiği güne dek yakınmaktan
vazgeçmedi. Okuldan ayrıldıktan
sonra bes yıl onunla ilgili hiçbir haber alamadım.
Derken bir gün beni aradı. Yakındaki bir
üniversitede özel bir programa katılmıs ve kısa
bir süre önce serbest bırakılmıstı.
Bana anlattığına göre, tuhaf davranıslarından
ötürü önce bir gençlik kampına gönderilmis,
sonra da Kaliforniya Gençlik İdaresi’ne yollanmıstı.
Sonunda kendinden iğrenmeye baslamıs
ve jiletle bileklerini kesmisti.
“Biliyor musunuz Bayan Schlatter” dedi. “Orada
yatmıs, hayatın bedenimden akıp gidisini
hissederken, bir gün bana yirmi kez yazdırdığınız
aptal sözü anımsadım. Hayattaki tek basarısızlık,
denemekten vazgeçmektir.’ Bir anda bu
söz bana anlamlı geldi. Hayatta olduğum sürece
basarısız sayılmazdım. Ama kendi ölümüme
izin verirsem, o zaman basarısız biri olarak ölüp
gidecektim. Kalan gücümle yardım istedim ve
yeni bir hayata basladım.”
Alan bu sözü duyduğunda, söz yalnızca bir
çakıl tasıydı. Bir bunalım anında kılavuza ihtiyacı
olduğunda, bir elmasa dönüsmüstü. Bu yüzden
ben derim ki; toplayabildiğiniz bütün çakıl
taslarını toplayın, o zaman elmaslarla dolu bir
geleceğiniz olacağından emin olabilirsiniz.
Kaynak: *Tavuk Suyuna Çorba Jack Canfield, Mark Victor Hansen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
lütfen yorumunuzu buraya yazınız .